Milletin istikameti 'Yeni Türkiye' (Milat Gazetesi)

1 Haziran 2015

Son iki yıldaki üç seçimde de “Üst Akıl”ın her türlü kirli ittifaka yöneldiğini ifade eden Numan Kurtulmuş, “Şimdi aynı şeyi 7 Haziran seçimlerinde yapmaya çalışıyorlar. Millet “Üst Akıl”a bu seçimde bir tokat daha atacak. Millet dedi ki “Biz eski Türkiye’ye dönmeyeceğiz, Yeni Türkiye istikametinde yürüyoruz” ifadelerini kullandı.

ALİ ADAKOĞLU / Milat Gazetesi

Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş ile, 7 Haziran seçim kampanyalarını yürüttüğü baba ocağı Ordu Ünye’de sohbet ettik. İlk günden dur durak bilmeden seçim bölgesinde hemen her toplumsal kesime temas ederek verimli ve yoğun bir kampanya sürdüren Kurtulmuş’la, çocukluğunu, seçimleri ve Üst Akıl’ın Yeni Türkiye’ye karşı yapmaya çalıştığı operasyonları konuştuk.

ALLAH'IN HESABINI UNUTTULAR

“Üst Akıl”ın, Türkiye’yi eskiye götürmek için 2012’deki 7 Şubat MİT operasyonunda, Gezi olaylarında, 17-25 Aralık’ta, 30 Mart’ta ve 10 Ağustos’ta çok uğraştığını söyleyen Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, “Her şeyi denediler ama güçleri yetmedi. Bütün hesapları yaptılar ama bütün hesapların üstünde Allah’ın hesabının olduğunu, milletin ferasetini unuttular. Sonuçta milletin feraseti Üst Akıl’ı aştı, geçti” dedi.

Doğduğunuz şehir, Ordu Ünye’de, haftalardır milletvekili adaylığı kampanyanızı yürütüyorsunuz. Çocukluğunuzun Ünye’siyle ilgili aklınızda kalan neler var?

-Biz beş kardeşiz. Dört kardeşim İstanbul doğumlu. Bir tek ben Ünye doğumluyum. Rahmetli babam ortaokula başladığı zaman dedem Numan Kurtulmuş, bütün çocuklarını alıp İstanbul’ a yerleşiyor. Bu gün halen oturduğumuz Fatih’teki eve yerleşiyor. 80 yıldan fazladır İstanbul’da oturuyoruz. Çocukluğumuzda her yaz Ünye’ye gelirdik. İlk geldiğimiz yazın sonunda Ünye’de doğmuşum. Burası Paşabahçe denilen yerdi. Yazları bir-iki ay kalırdık. Yazın buraya gelmeyi iple çekerdik. Ünye’nin nüfusu o zaman daha azdı. Evler, apartmanlar yoktu. Herkesin bahçesi bir birine açıktı. Bu bahçelerde birçok meyve vardı. Ayaklarımız yana yana ısırgan otları arasında oynardık. Arkada şimdi yıkıntısını gördünüz güzel bir hamam vardı. İnşallah tekrardan onarılacak. Yazlık sinema vardı. Çok keyifliydi. Top oynadığımız alanlarda şimdi maalesef apartmanlar var

ÇOCUKLUĞUMUN ÜNYE’Sİ YOK

Bugünkü Ünye çocukluğunuzun Ünye’sini hatırlatıyor mu?

-Maalesef. Özellikle 90 yılların başındaki şehirleşme son derece kötü bir şehirleşme. Çakırtepe’ye çıkıp baktığınızda, diyorsunuz ki “Yarabbi bu kadar güzel bir coğrafya bu kadar kötü bir şehirleşme ile nasıl mahvedilebilir?” Bu anlamda Ünye, kötü şehirleşmeye bir örnek. Yavaş yavaş düzeltiliyor bunlar inşallah. Kentsel dönüşümler ile şehri daha da güzelleştirecek çalışmalar yapılıyor. Uzun yıllar bu yenileşme dönemi sürecek.

Yıllar onar buraya milletvekili adayı olarak döndünüz. Bu nasıl bir duygu?

-Çok güzel bir duygu. Ayrıca diğer yerleri de; Gölköy’den, Korgan’a, İkizce’ye kadar Ordu’nun bütün ilçelerinde dolaşma fırsatımız oldu. Hemşerilerimizle birlikte oluyoruz. “Hemşerimiz gelmiş burada aday olmuş” diye çok güzel karşılıyorlar bizleri. Çok keyifli bir seçim kampanyası yürütüyoruz. İnşallah sonucu da hayırlı olur.

Köklü bir ailenin çocuğusunuz. Bunun yansımalarını hissediyor musunuz?

-Anne tarafım Ünye merkezden Haznedaroğulları’ndan. Bu evin bulunduğu yerde saray kalıntısı varmış. Osmanlılar zamanından kalma. Biz resimlerinden biliyoruz. Dolayısıyla anne tarafım Ünye eşrafından bir aileden. Baba tarafım Tekkirazlı. Hatta Paşabahçe’sinde babamın dayısı tarafı otururdu. İki taraftan da Ünyeli olan bir aileyiz.

MEMLEKETİN HER TARAFI BİZİM

Paşabahçesi denilmesinin sebebi dedelerinizden birinin Paşa olmasından mı?

-Buranın adı Paşabahçesi olarak geçiyor.. Belki oradan geliyor. Büyük dedelerimiz Trabzon ystem Süleyman Paşa’dan gelen bir isim. Burada da bir köşk ve bir saray kalıntısı var.

AK Partiye kadar siyasette ystem olan adaylar İstanbul, Ankara, İzmir gibi yerlerden aday oluyorlardı. AK Parti ile beraber bu biraz daha kırıldı. Popüler olan siyasiler kendi memleketlerinden, hatta taşradan aday olmaya başladılar. Siz de bunlardan birisisiniz. İki partinin genel başkanlığını yapmış, İstanbul-Ankara siyasetinde bilinen birisiniz. Ordu’dan aday olmanız, AK Parti’nin yerel siyaset anlayışına değer verdiğinin göstergesi midir?

Memleketin her tarafı bizim. Ordu adaylığım belli olmadan yst, hoşuma giden bir şey oldu. Birçok ilden arkadaşımız Kastamonu’dan, Şanlıurfa’dan, Bursa’dan birçok arkadaşımız kendi memleketlerinden aday olmamı istiyordu. Bu çok güzel bir şey.

YENİ ANAYASA’YA İHTİYAÇ VAR

Seçimlere yaklaşılırken ystem tartışmaları da sürüyor. Yeni Anayasa ve Başkanlık sistemi Türkiye’deki vesayetçi odakları bitirebilir mi?

-Yeni bir anayasaya Türkiye’nin ihtiyacı var. Mevcut anayasa, sistemin bir takım vesayet odakları ve onların kullandığı askeri cuntalar tarafından ystem edilmesi üzerine kurulmuş bir anayasadır. Bu anayasa ve felsefesi orta yerde durduğu sürece, iyi-kötü yürürsünüz ama ne sonuçta ne olur; 2007’deki parti kapatma davası karşınıza tekrar çıkar. Çok değil bundan birkaç yıl yst sayın Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı sürecinde karşımıza çıkarılan 367 garabeti benzeri başka bir şey çıkartılır. Bir takım faili meçhuller karşınıza çıkartılabilir; mesela Hrant Dink cinayeti gibi. Bu şekilde ele aldığınız zaman ystem hala temizlenmiş, demokratik hale gelebilmiş değildir. Sivil, demokratik, eşitlikçi, çoğulcu yeni bir anayasaya gerçekten ihtiyaç var. Ruhen yenilenmiş bir anayasaya ihtiyacımız var.

Mesela 12 Eylül anayasası, güçler ayrımı falan getirmemiştir. Külliyen yalandır. 12 Eylül Anayasası Türkiye’de Güçler Parçalanması prensibini getirmiştir. Bu güçler parçalanması prensibinin tamamen değiştirilmesi gerekir. Tam bir güçler ayrılığı prensibinin işler hale getirilmesi ve milletin gösterdiği istikamette bir demokrasinin inşa edilmesi lazım. Başkanlık sistemi esaslı bir anayasayı tartışıyor olmamızın sebeplerinden birisi de budur

DEVLETİ ELE GEÇİRMEYE ÇALIŞTILAR

AK Parti 2015 sonrası dönemde eski Türkiye’nin kalıntılarını, Paralel yapıyı, bürokratik oligarşiyi tamamen yok etmeyi mi vaat ediyor?

-Tabi ki, bunu yapamazsa zaten Yeni Türkiye falan hayal olur. Siyasetteki gücünüz kadar iş yaparsınız. Biz istiyoruz ki Türkiye’de kim ne şekilde, hangi siyasi programla ortaya çıkarsa çıksın Türkiye artık “Yeni bir Türkiye” olsun. Paralel yapının niçin memleketin aleyhine çalıştıkları artık ayan beyan ortadadır. Bu yapının temelindeki esas sorumlu 5-10 bin kişi devleti, içine sızarak ele geçirebilecek bir unsur olarak görüyorlar. Bizim gençliğimizden, çocukluğumuzdan beri bu böyledir. Sağdan soldan birileri sürekli devleti ele geçirmeye çalışır. Bizde diyoruz ki artık devlet ele geçirilmesi gereken bir yapı olmaktan çıkartılsın. Devlet sadece ve sadece millete hizmet etmesi gereken bir mekanizmaya dönüşsün.

BAŞKANLIK SİSTEMİ, TÜRKİYE’NİN ÖNÜNÜ AÇAR

Başkanlık sistemi bunların önüne engel koyabilecek mi?

-Başkanlık sistemi düzgün, güçlü bir yürütme mekanizması kurar. Sadece başkanlık sistemine geçmek değil kastettiğimiz. Başkanlık sistemiyle birlikte, Güçler Ayrılığı prensibini sistemin merkezine koyan, yanısıra Denetim Mekanizmaları’nı oluşturan, bir Kamu Reformu tasarısıyla yürütmenin işini kolaylaştıran ve imtiyazları merkezden yerele devreden bir Yerel Yönetimler Reformu da mutlaka yapılmalıdır. Aynı şekilde seçim barajlarını kaldıran ya da çok aza indiren yeni bir Seçim Sistemi ve milletvekillerini, dolayısıyla parlamentoyu güçlendiren bir Siyasi Partiler Yasası ve Meclis İç Tüzüğü ile Türkiye önümüzdeki döneme girmek mecburiyetindedir. Bunları yaparsak Türkiye’nin önünü açabiliriz. Aksi takdirde Türkiye, krizlere, kaoslara hatta Allah korusun 1970’lerin o karanlık ortamlarına geri dönmeye müsait bir hale gelir.

‘ÜST AKIL’IN GÜCÜ YETMEDİ

Sizin bahsettiğiniz Türkiye, dünya siyasetinin en önemli birkaç aktöründen biri olacak. “Üst Akıl” buna ne kadar müsaade eder?

-Bakın “Üst Akıl” başarabilseydi zaten 30 Mart’ta müsaade etmeyecekti. 30 Mart’tan nce Gezi olaylarında ya da 17-25 Aralık’ta müsaade etmeyecekti. 2012 yılının 7 Şubat’ında MİT operasyonu yaptığı zaman buna müsaade etmeyecekti. Denediler, siyasetin, siyaset dışı yollarla durdurulmasını denediler. Güçleri yetmedi. Bütün hesapları yaptılar ama bütün hesapların üstünde bir hesabın olduğunu, Allah’ın bir hesabı olduğunu, milletin ferasetini unuttular. 30 Mart üst akla milletin ferasetini hatırlattı. Yenilen pehlivan güreşe doymazmış, yetmedi 10 Ağustos’ta Türkiye’nin hiç görmediği bir ittifak denediler. Onüç parti yan yana geldi, bir çatı aday ortaya çıkarıldı. Ama sonuçta milletin feraseti Üst Akıl’I aştı, geçti.

MİLLET BU OYUNU DA BOZACAK

Şimdi aynı şeyi 7 Haziran seçimlerinde yapmaya çalışıyorlar?

-Demin söylediğim gibi, milletten oy alamayacaklarını, onların sözüne milletin itimat etmeyeceğini bildikleri için bütün bunları yapıyorlar. AK Parti’nin oylarının belli bir seviyenin altına düşmeyeceğini görüyorlar. “Madem öyle AK Parti aynı oyu alsa da milletvekili sayısını biraz kırpalım” diyorlar. Daha dün şeytanlaştırdıkları bir başka partiye destek veriyorlar. Dolayısıyla Üst Akıl’ın hala çalıştığını görüyoruz. Bu da para etmeyecektir. Çünkü milletin feraseti, ne olduğu belli olmayan bir takım ittifakların peşinde koşmaktan, birtakım belirsiz senaryoların önünü açmaktan beridir, aksine bildiği, güvendiği, kendisinden gördüğü ve memleketin lehine çalıştığını test ettiği, buna yürekten inandığı bir siyasi hareketi desteklemeye yöneliktir. 7 Haziran seçimleri iki yıl içindeki üçüncü seçim. Millet “Üst Akıl”a bu seçimde bir tokat daha atacaktır.

MİLLET ASLA ESKİ TÜRKİYE’YE DÖNMEZ

Bu üç seçim sizce nasıl stratejik anlamlara sahip?

-Ben şahsen 2 seneden beri söylüyorum. Türkiye, üç önemli tarihsel virajla karşı karşıya. Mesela 30 Mart’taki asıl soru “Kimi belediye başkanı seçeceksiniz?” sorusu değildi. Esas soru, “Eski Türkiye istikametine geri mi döneceksiniz, yoksa Yeni Türkiye istikametine yürümeye devam mı edeceksiniz?” sorusuydu. Millet dedi ki “Biz yeni Türkiye’nin inşasında kararlıyız!” Birinci virajı aştı.

Hemen arkasından 10 Ağustos geldi. 10 Ağustos’un sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın; milletin içinden çıkan, çok sevdiği, onun şahsında kendisini gördüğü birinin cumhurbaşkanı seçilmesinden çok daha öte bir anlamı vardı. Millet dedi ki “Biz eski Türkiye’ye dönmeyeceğiz, Yeni Türkiye istikametinde yürüyoruz.” 7 Haziran bu seçimler silsilesinin üçüncü halkasıdır. Milletimiz 7 Haziran’da “Yeni Türkiye” istikametinde yürüyeceği kararını bir daha vererek, geri dönüşsüz bir şekilde “Eski Türkiye” istikametini kapatacak. O yöne dönmek isteyenler varsa onlar dönsünler. Ama millet asla o istikamete dönmeyecek.