TBMM Başkanı Kurtulmuş, "Türkiye'de Milli Güvenlik Mimarisinin Yeniden Düşünülmesi" Programında Konuştu
TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Devletin dini adalettir. Devletin adaleti sağlayacak her türlü çalışmayı en açık bir şekilde ortaya koyması lazım. Yeni dönemde mutlaka güvenlik ve demokrasi arasında adaletin ekseninde gelişen çok sağlıklı bir ilişkiyi tesis etmek ve bunu kurumsallaştırmak durumundayız.” dedi.
-“Devletin dini adalettir. Devletin adaleti sağlayacak her türlü çalışmayı en açık bir şekilde ortaya koyması lazım. Yeni dönemde mutlaka güvenlik ve demokrasi arasında adaletin ekseninde gelişen çok sağlıklı bir ilişkiyi tesis etmek ve bunu kurumsallaştırmak durumundayız”
-“(Terörsüz Türkiye süreci) Bu, Türkiye demokrasisinin başarısıdır. Türkiye'nin kendi güvenlik konseptlerini yeniden değiştirmeye başladığının, terör örgütlerini aradan çıkararak birtakım emperyal güçlerin bu ülke ve bu bölge üzerindeki oyunlarını bozma iradesine fevkalade sahip olduğunun da açık bir göstergesidir”
-“İnşallah süreç tamamlandığı zaman hem demokrasimizin bir tecrübesi olarak ortaya konulacak hem de çatışma çözümleri bakımından ‘Türkiye modeli’ adı verilecek bir model dünyanın bütün siyaset merkezlerinde, bütün üniversitelerinde ders olarak okutulacaktır. Bunu ümit ediyor ve bu istikamette çalışmaya devam ediyoruz”
-“İçe kapanan her tez, ne kadar haklı olursa olsun mutlaka kaybeder. Türkiye'nin bu dünyada, bu bölgede bu yeni gelişmeler çerçevesinde içe kapanmacı değil, mutlaka küresel adalet perspektifiyle dünyadaki bütün sorunların çözülmesinden kendini sorumlu tutan bir perspektifle adım atması kaçınılmazdır”
-“Türkiye bugün çok şükür hem demokratik olgunluğu hem devlet tecrübesi hem bölgesindeki bütün bu gelişmelere karşı ortaya koyduğu proaktif yaklaşımlarıyla her soruna karşı milletten destek, güç alan bir devlet aklını da ortaya koyabilmenin imkanına sahiptir”
Türk Demokrasi Vakfı tarafından TBMM Başkanı Kurtulmuş'un himayesinde TBMM Tören Salonu'nda "Küresel ve Bölgesel Değişimlerin Işığında Türkiye'de Milli Güvenlik Mimarisinin Yeniden Düşünülmesi" programı düzenlendi.
Kurtulmuş, programda yaptığı konuşmada, insanlık tarihinin belki de en zor, en büyük türbülansların yaşandığı bir dönemden geçtiğini dile getirdi.
Ekonomiden siyasete, tarımdan sosyal hayata, eğitim metodolojisinden sosyal güvenlik çalışmalarına kadar neredeyse her alanda çok köklü değişimlerin yaşandığı bir sürecin içerisinde olunduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, "Hiç şüphesiz bu köklü değişimler, ülkeler arasındaki ilişkileri, bölgeler arasındaki ilişkileri ve hepsinden önemlisi dünya siyasetinin ve dünya ekonomisinin temel dengelerini de alt üst ediyor ve çok hızlı bir değişimin içerisine sokuyor." diye konuştu.
Kurtulmuş, her gün hemen hemen insan hayatını her yönüyle ilgilendiren konularda büyük değişimler ve alt üst oluşların yaşandığını kaydederek, gıda güvenliğinden enerji güvenliğine, küresel göç dalgalarından iklim değişikliklerine kadar karşılaşılan bütün bu durumların hepsinin çok katmanlı ve çok yönlü süreçler olduğunun farkında olduklarını belirtti.
Bu değişimlerin sadece bir ülkeyi, bölgeyi, coğrafyayı etkilemediğini, dünyanın hemen hemen her yerini etkilediğinin altını çizen Kurtulmuş, "Hiçbir ülkenin elindeki güç, potansiyel ne olursa olsun, bu değişimlerden kendisini uzakta tutabilmesi, azade kalabilmesi mümkün değildir. Öncelikle bizim güvenlik mimarimizle ilgili değişim süreçlerini de anlamamız için bu çok yönlü, çok katmanlı süreçlerin farkına varmak ve buna göre tedbirler değiştirmemiz gerektiği ortadadır." ifadelerini kullandı.
Kurtulmuş, bir başka önemli küresel gelişmenin ise yeni ittifakların ve yeni güç dengelerinin ortaya çıkması olduğuna değinerek, Soğuk Savaş dönemine ait dünyadaki denge ve denklemlerin hızlı değiştiğini, dünya siyasetindeki dengelerin de neredeyse borsalardaki değişim kadar hızlı tezahür ettiğini bildirdi.
Bu denge değişikliklerine göre dünyanın nasıl şekilleneceğini, Türkiye'nin ve bölgenin bu değişimlerden nasıl etkileneceğini fevkalade iyi anlamak, anlamlandırmak gerektiğini vurgulayan Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Uzun uzun konuşmadan şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Türkiye, yeni ittifaklar arayışı içerisinde, dünyada hiçbir şekilde yalnız kalmayacak ender ülkelerden birisidir. Hangi ittifakın dengesi nasıl kurulursa kurulsun; hiçbir ittifakın, Türkiye'yi yok sayarak ne bölgesel ne küresel bir denklemi kurması mümkündür. Dolayısıyla çok yönlü, çok dengeli, çok hızlı değişen dünyanın yeni arayışı içerisinde Türkiye'nin önemli bir noktada olduğu, önemli bir potansiyel taşıdığının farkında olmak ve buna göre değerlendirmelerimizi yapmak zorundayız.
Özellikle son zamanda karşılaştığımız Rusya-Ukrayna gibi, Gazze'de İsrail'in Filistin'e karşı uyguladığı soykırımda olduğu gibi hemen hemen dünyadaki dengelerin hepsi çok süratli bir şekilde bozulmakta, yeni güç ilişkileri ortaya çıkmaktadır. Kim diyebilirdi ki Avrupa Parlamentosu'nda İsrail'in yaptığının soykırım olduğu çok büyük bir oyla, birkaç ülkenin dışında bütün ülkelerin parlamenterleri tarafından kabul edilecek ve deklare edilecekti? Kim derdi ki Avrupa ile Amerika, Ukrayna krizinde bu kadar büyük bir ihtilafın içine düşecek ve bu kadar farklı yönlere doğru evrileceklerdi? Dolayısıyla bütün bu güç dengeleri aslında Türkiye gibi ne yaptığını ne yapacağını bilen, kendi konumunu iyi belirleyen ülkeler için önemli bir fırsat ortaya çıkarmaktadır. Bu söylediğimin hayali bir şey olmadığını da 33 yıllık Minsk Grubunun başarısızlığından sonra Azerbaycan'ın Karabağ'da ortaya koymuş olduğu büyük zafere, Türkiye'nin vermiş olduğu desteğin ne kadar belirleyici ne kadar yol açıcı ve dengeleri bozucu olduğunu söylemek isterim."
- "Risklerin hepsini bertaraf edebilmek de devlet aklının bir gereğidir"
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Türkiye'nin yalnız olmadığının, hangi ittifak kurulursa kurulsun, bu ittifakın, dengelerin içerisinde kendisinin asla göz ardı edilemeyeceğinin farkına varmak zorunda olduğunu belirtti.
Bunun çok büyük riskler ve büyük sorumluluklar getirdiğini de gayet iyi bildiklerini dile getiren Kurtulmuş, "Ama fırsatları kullanabilmek için önümüze engel olarak çıkan risklerin hepsini bertaraf edebilmek de devlet aklının bir gereğidir. Türkiye bugün çok şükür hem demokratik olgunluğu hem devlet tecrübesi hem bölgesindeki bütün bu gelişmelere karşı ortaya koyduğu proaktif yaklaşımlarıyla her soruna karşı milletten destek, güç alan bir devlet aklını da ortaya koyabilmenin imkanına sahiptir." sözlerini sarf etti.
Kurtulmuş, bu değişmelerin içerisinde göz ardı etmeyecekleri bir başka hususun ise Türkiye'nin sahip olduğu "bölgesel barış, küresel adalet" perspektifi olduğunu söyledi.
Türkiye'nin bölgedeki bütün çatışmaların durdurulabileceği, en azından tehir edilebileceğine inandığına dikkati çeken Kurtulmuş, bunun için de aktörlerin tamamıyla irtibatını sürdürerek yoluna devam ettiğini söyledi.
Kurtulmuş, buna örnek olarak da Rusya-Ukrayna arasındaki krizde Türkiye'nin takındığı tavrı gösterdi.
Aynı şekilde Türkiye'nin Filistin davasında ortaya koyduğu mücadele dolayısıyla da Filistin meselesinin uluslararası alanda çok kuvvetli bir şekilde ele alınmasına vesile ve öncü olduğunu belirten Kurtulmuş, birçok uluslararası platformda sonuç almayı başarabildiğini belirtti.
Kurtulmuş, şunları kaydetti:
"Çünkü Türkiye'nin küresel adalet perspektifi, insanlığın ortak arayışlarının doğal bir tezahürüdür. İnsanlığın adalet arayışı, insanlığa ait değerler üzerinden yeni bir dünya tanımlanmasına duyduğu derin ihtiyaç, Türkiye'nin her uluslararası platformda dile getirdiği bir motto haline gelmiştir. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere hepimizin her platformda söylediği, 'Dünya 5'ten büyüktür' sözü, ‘Dünyada yeni bir küresel, siyasi ve ekonomik mimariye ihtiyaç vardır' talebinin dile getirilmesidir. Dolayısıyla Türkiye küresel adalet prensibi, gelir dağılımındaki adaletsizlikten, güçlü devletlerin zayıfları ezmeye kalkması ya da Birleşmiş Milletlerin yeniden yapılanmasına kadar her alanda Türkiye, küresel adalet arayışlarını sürdürecektir."
Türkiye'nin hem sert gücünü hem de yumuşak gücünü dünyanın her yerinde eş zamanlı olarak kullanabilmesinin önemine dikkati çeken Kurtulmuş, Türkiye'nin savunma sanayisindeki gelişiminin fevkalade önemli olduğunu ancak bugünün dünyasında milli güvenliğin sadece silahlı kuvvetlere bırakılacak bir konu olmadığını herkesin bildiğine dikkati çekti.
TBMM Başkan kurtulmuş, "Hazır ol cenge eğer istersen sulhu salah" sözüne atıfta bulunarak, "Bu sert gücümüzün hangi seviyede olmasını bize öğütleyen kültürel, tarihi mirasımızdır. Ama aynı şekilde Türkiye, kendi kültürel gücünü özellikle kültürel diplomasi araçlarımız vasıtasıyla yumuşak gücümüzü kullanarak dünyanın dört bir tarafında gerçekten gerçekleştirmekle kendisini yükümlü hissetmektedir.” şeklinde konuştu.
Bugün Türkiye'nin, sadece Türkiye'den ibaret olmadığını söylemenin ütopik bir hayal olmadığının altını çizen Kurtulmuş, Sudan'dan, Libya'dan, Mısır'dan, Filistin'den Asya'ya, Afrika'nın içlerine kadar çok geniş bir coğrafyadaki dostların Türkiye'den beklentilerinin bulunduğunu vurguladı.
- “Türkiye'nin yeni bir güvenlik mimarisine ihtiyacı var”
Türkiye'nin yeni bir güvenlik mimarisine ihtiyacının olduğunu dile getiren Kurtulmuş, milli güvenlik mimarisinin de olmazsa olmaz üç temel ayağının bulunduğuna dikkati çekti.
“Türkiye’nin çok katmanlı ve esnek bir çerçevede güvenlik önceliklerini tespit etmesinin” ülkenin güvenlik mimarisinin ilk ayaklarından olduğunu belirten Kurtulmuş, “Yalnız olmadığımızı, gücümüzün tahminimizden çok daha fazla olduğunu, etki alanımızın çok daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını bilerek ama bunları hayali, masalsı bir anlatıyla değil, rasyonel, siyasal gerekçelerle ortaya koyarak yolumuza devam edeceğiz. Türkiye'nin güvenlik meselesi; her şeyden evvel, özellikle son dönemlerde, son birkaç 10 yılda, Batılı güçlerin maalesef fevkalade mahir bir şekilde kullandığı, dünyayı dizayn etmek için bir aparat haline getirdiği vekalet savaşlarının unsurlarını, aramızdan çıkarıp tasfiye etmesidir.” dedi.
Şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz ki özellikle Irak'ın işgaliyle birlikte başlayan süreçte hem Orta Doğu coğrafyasında hem Afrika'da hem de Asya'da terör örgütleri eliyle bölgelerin dizayn edildiğini söyleyen Kurtulmuş, son dönemde Sudan’da yaşanan gelişmelere dikkati çekti.
Kurtulmuş, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Ellerinde içecek yarım bardak temiz suyu olmayan, bir lokma ekmeği olmayan insanların elinde on binlerce dolarlık ölüm silahları Allah aşkına ne arıyor? Bunlara bu silahları kim verdi, niye verdi ve niye onların üzerinden o bölgeyi dizayn etmeye çalışıyor? Yine yıllardır Afrika halklarının ensesinde boza pişiren Boko Haram'ı kim, hangi güçler, niçin ortaya çıkardı? Boko Haram biliyorsunuz ‘eğitim yasak’ demektir. İlk emri, 'Oku' olan Müslümanlığa mensup insanların arasında önce eğitimi yasaklayarak yola çıkan, aklı tutulmuş olan birtakım maşalar vasıtasıyla Afrika'nın koca koca ülkeleri dizayn edildi.
Aynı şekilde biz de büyük bedeller ödedik. 100 yılı tamamlamış olan Türkiye Cumhuriyeti'mizin ilk yüzyılının 50 yılını biz de terörle geçirmek zorunda kaldık. Türkiye'de terör örgütü vasıtasıyla büyük bedeller ödettiler. 2013 yılında öğretim üyesi arkadaşlarımızla bir hazırlık yapmıştık. Terörün o günkü alternatif maliyeti 1,3 trilyon dolardı. Bugün en az bunun iki katıdır. Böylesine ağır bir ekonomik maliyet, binlerce genç evladımızın şehit olması, on binlerce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının hayattan koparılması, şehirlerin, mezraların, köylerin tekinsiz yerler haline getirilmesi ve maalesef birtakım dış güçlerin marifetiyle terör örgütünün aparat olarak kullanılması.
Binlerce yıllık devlet aklına sahip olan bu ülke, artık ikinci yüzyılında bu terör belasıyla birlikte yaşayamaz. Bunun için Terörsüz Türkiye hedefiyle ortaya bir süreç konuldu. Türklerin, Kürtlerin, Arapların, 86 milyon yurttaşımızın arasına birtakım vekil örgütler vasıtasıyla konulmak istenen bu fitneyi, fücuru Allah'ın izniyle kenara koyacağız. Türkiye'nin her yeri güvenli bir ülke haline gelecek. Bütün vatandaşlarımız Türkiye'nin eşit ve özgür yurttaşları olarak bu toprağa, bu vatana ve bu bayrağa bağlı insanlar halinde ülkenin geleceğine sahip çıkacak.”
-Terörsüz Türkiye süreci
Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda, Türkiye'nin olgun demokrasisinin bir sonucu olarak TBMM’de, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun kurulduğunu ve 5 Ağustos'tan bu yana çalışmalarına devam ettiklerini anlatan Kurtulmuş, Komisyonun bugüne kadar 18 toplantı yaptığını ve toplumun farklı kesimlerinden, bu sürece ilişkin kanaati olan hem de A ve Z gibi birbirine taban tabana zıt insanların, sivil toplum kuruluşlarının, öğretim üyelerinin dinlendiğini ifade etti.
Komisyon çalışmalarının artık sonuna gelindiğini, bundan sonra da süreci toparlayacaklarını belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Şunu çok açıklıkla söyleyebilirim. Bu, Türkiye demokrasisinin başarısıdır. Türkiye'nin kendi güvenlik konseptlerini yeniden değiştirmeye başladığının, terör örgütlerini aradan çıkararak birtakım emperyal güçlerin bu ülke ve bu bölge üzerindeki oyunlarını bozma iradesine fevkalade sahip olduğunun da açık bir göstergesidir. İnşallah süreç tamamlandığı zaman hem demokrasimizin bir tecrübesi olarak ortaya konulacak hem de çatışma çözümleri bakımından ‘Türkiye modeli’ adı verilecek bir model dünyanın bütün siyaset merkezlerinde, bütün üniversitelerinde ders olarak okutulacaktır. Bunu ümit ediyor ve bu istikamette çalışmaya devam ediyoruz. Tekraren ifade ediyorum, terörü önlemek sadece bir güvenlik meselesi değildir. Bunun çok katmanlı, çok boyutlu bir mesele olduğunu, bunun tartışılması gerektiğinin açıkça altını çizmek istiyorum.”
Türkiye'nin yeni güvenlik konseptlerinin ikinci temel özelliğinin ise “demokrasi ile güvenlik arasındaki yakın ilişkinin tesis edilmesi” olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Eğer bugün dünyada birçok çatışmanın devam etmiş olduğu ülkelerde vakti zamanında sağlıklı bir demokratik ortam kurulmuş olsaydı, yani halkın tamamının kendisinin temsil edildiği ortamlar ortaya çıksaydı böylesine önemli kırılganlıklar, böylesine önemli iç çatışmalar, hatta yabancı devletlerin müdahalesine zemin hazırlayacak yaklaşımlar ortaya çıkmazdı.” diye konuştu.
Demokrasinin mutlaka güvenlikle adım başı gitmesi gerektiğini dile getiren Kurtulmuş, demokratik standartlar ne kadar yükselirse güvenliğin de o kadar rahat sağlanabileceğini ifade etti.
Güvenlikle demokrasi arasındaki bu dengenin ara noktası ise adaletin oluşturduğunu belirten Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Devletin dini adalettir. Devletin adaleti sağlayacak her türlü çalışmayı en açık bir şekilde ortaya koyması lazım. Yeni dönemde mutlaka güvenlik ve demokrasi arasında adaletin ekseninde gelişen çok sağlıklı bir ilişkiyi tesis etmek ve bunu kurumsallaştırmak durumundayız.”
-“İçe kapanan her tez, ne kadar haklı olursa olsun mutlaka kaybeder”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Türkiye’nin güvenlik mimarisinin temelinin asla ve asla “içe kapanmacı bir anlayışla” olmayacağının altını çizdi.
Küresel adalet hedeflerini gerçekleştirecek, bölgesel ve küresel ölçekte geniş bir perspektifle bunun mümkün olabileceğini söyleyen Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“İçe kapanan her tez, ne kadar haklı olursa olsun mutlaka kaybeder. Türkiye'nin bu dünyada, bu bölgede bu yeni gelişmeler çerçevesinde içe kapanmacı değil, mutlaka küresel adalet perspektifiyle dünyadaki bütün sorunların çözülmesinden kendini sorumlu tutan bir perspektifle adım atması kaçınılmazdır. Eğer binlerce yıllık bir devlet geleneğinden bahsedeceksek bunun en temel fikriyatından birisi ise nizam-ı alem meselesidir. Bizim milletimiz kurulduğu günden itibaren, devlet olarak ortaya çıktığı andan itibaren sadece kendisinin iyiliğini, güzelliğini, hayrını isteyen bir millet değil bütün dünya için, bütün insanlar için adaleti, hakkaniyeti, vicdanı isteyen yani alemde nizamın olmasını isteyen bir millettir.
Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin çok büyük krizlerle, çok büyük türbülanslarla dolu bu bölgede ve dünyada bugünden çok daha güçlü bir aktör olacağından adım kadar eminim. Hiç şüphem yoktur. Türkiye, doğru bir istikamette yürüyor. Eksikliklerimizi, hatalarımızı en kısa zamanda tamamlayacağız. Tabii ki bunun en başında gelen de Türkiye'deki ‘iç cephenin tahkimi’ dediğimiz içerideki farklılıklarımızı bir araya getirerek bunları zenginlik olarak ortaya koyabilme becerisini tekrar canlandırmamızdır.”
Geçmişteki bütün tecrübelerden en iyi şekilde istifade ederek ama asla geçmişin karanlıklarının içinde zihinleri karartmadan yola devam edeceklerini söyleyen Kurtulmuş, “Özellikle genç nesle bırakacağımız en önemli hususiyet; ümitli olmaktır, geleceğe ait ortak bir hedefe, ortak bir yönelişe sahip olmalarını temin etmektir. Bugün yeryüzünde bir kaygı kuşağı genişliyor. Hem kendisiyle ilgili hem kendisinin ve dünyanın geleceğiyle ilgili kaygıları çok fazla olan genç kuşaklar var. Türkiye'nin gençlerine düşen en önemli şey; bir kaygı kuşağı değil, bir adalet kuşağı oluşturabilmeyi başarmaktır. Bunlara tecrübelerimizle, öğütlerimizle ve Türkiye'nin birikimleriyle inşallah hep birlikte destek olacağız ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci asrı sözü güçlü, gücü tesirli Türkiye'nin yüzyılı olacaktır.” diye konuştu.